TEL : 0312 245 40 40
TÜM ENGELLİLER VE AİLELERİ
YARDIMLAŞMA DERNEĞİ

‘İstenmeyen gebelik oranımız yüzde 40!’

Eklenme Tarihi : 16 Temmuz 2012 Kategori : Haberler | Facebook'da Paylaş | Twitterda Paylaş | 227 kez okunmuş.
Bakan Şahin, ayrıca Türkiye’de istenmeyen gebeliğin yüzde 40 oranında olmasını çok yüksek bulduğunu söyledi. Şahin, VATAN’ın sorularını yanıtladı. Size, ‘Hemen şu yasaları değiştirebilirsin’ deseler hangi yasayı çıkarırdınız? Adalet Bakanlığı ile beraber çocuk ihmal ve istismarıyla ilgili cezaların artırılmasıyla ilgili bir yasa üzerinde çalışıyoruz. Adli Tıp Kurumu’nda, ihmale ve istismara uğramış bir genç kızın ruh sağlığı bozulmuş mudur gibi çok izafi ve testte hemen çıkmayacak engellemeler de var. Hızlı bir şekilde bunları değiştirmemiz gerekiyor. Zaten çalışmalar olgunlaştı. Adalet Bakanlığı şu anda masasına koydu ve yaklaşık bir 15-20 maddelik bir temel yasayı hazırlıyor. Bunu çok önemsiyorum. Uygulamada kadınların mağduriyetlerini daha az anlattıkları, ruhen ve bedenen daha az yıprandıkları bir sistemi yakalamamız lazım. - Sezaryenle ilgili düzenlemeye muhalefet ‘tıbbi düzenleme yasayla mı yapılacak’ eleştirisi getirdi... Bu konuyla ilgili Sağlık Bakanlığımız yeterince açıklama yaptı. Normal doğum korkusu olan annelere bile sezaryen yapılabilir dedi. Bir yasaklama söz konusu değil. Burada mesele farkındalığı artırma ve bilinci yükseltme, topyekün bakabilmedir. Yasalar da bunun içindir. Ama sezaryeni cazibeli hale getiriyor, normal doğumun alternatifi gibi sunuyorsunuz. “Ağrısız, şu saatte gel, şu burçta olsun. O kadar ağrıyı neden çekeceksin...” diyorlar. Her kadın bunu duyunca mali olarak biraz kısıp, ‘ben de sezaryen olayım’ der. Ama bunun bir ameliyat olduğunu, sonraki süreçte anne ve bebek sağlığı açısından olabilecekleri kadına anlatmak gerekiyor. Mesela kürtajdaki pozisyonu da aynı görüyorum. Her şeyiyle anlatmak gerekiyor. Kimse bir cana kıymak istemez. Bunun nedenlerine göre “sosyal devlet olarak sen ne yapacaksın”ı iyi konuşlandırmak gerekiyor. TÜİK raporu çıktı, “2050’de çok daha yaşlı bir Türkiye olacak” diyor. Sayın Başbakanımız “üç çocuk” dediği zaman eleştiriliyor. Oysa şimdi istatistikler bizi buraya götürüyor. “Bunu sayın Başbakanımız değil de Dünya Sağlık Örgütü Başkanı söylemiş olsaydı, algınız ne olacaktı” diyorum. Lütfen buna bir de böyle bakın. Kadın sağlığı, toplum sağlığı olarak karşımızda duruyor. “Erkek, kürtaj için kadına baskı yapıyor” - Kürtaj meselesine nasıl bakıyorsunuz? Düzenleme yolda... O konuyla ilgili de Sağlık Bakanımız açıklama yaptı. Bilim heyeti kuruldu, çalışmalar bitti. Muhtemelen önümüzdeki Bakanlar Kurulu’nda Sağlık Bakanımız sunumunu yapacak. Dünyadaki örnekler, bizim ülkemizdeki durum nedir, istenmeyen gebelik oranı nasıl düşürülmelidir, erkekler burada daha ne kadar sorumluluk almalıdır gibi. Bu iş tek taraflı olmuyor sonuçta. Erkek hem sorumluluk almıyor hem de gidip kadına kürtaj olması için baskı da yapabiliyor. İstenmeyen gebelik oranı yüzde 40, bu çok yüksek bir oran. Çok ilkel yöntemlerle çocuk sahibi olmamaya çalışılıyor. Modern yöntemler çok daha güçlü kullanılmalı. O yüzden sigaradaki pozisyon gibi “ne kadar sağlığa zararlı, kürtaj ne getirir ne götürür, istemiyorsan kürtaj olmamak için yöntemlerini güçlü hale getir” gibi bir modellemeyi getirmek gerekiyor. Biz bakanlık olarak kendi görüşlerimizi zaten bilim kurulunda anlattık. İyi bir paket çıkacağını, güçlü bir politika oluşturulacağını düşünüyorum. Adalet Bakanlığı da tecavüzden dolayı kürtaj olanlarla ilgili TCK’da ne yapmak gerektiğiyle ilgili çalıştı. Hepsine de toplu bir bakış açısı getirdiği için hayırlı bir çalışma oldu. Hiç korkmadan, doğru neyse yakalayarak yolumuza devam etmemiz gerekiyor. - TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı’nın ‘tecavüz bebekleri doğsun’ sözü, bir kadın olarak tüylerimi diken diken etti. Mesela 15 yaşında bir çocuk tecavüze uğruyor. Yetmezmiş gibi bebeği 9 ay karnında taşıtıp, dünyaya getirmesini sağlamak, işkence değil de nedir? Diyanet İşleri Başkanımız çok güzel açıklamalar yaptı. Bosna’yı örnek verdi. Din İşleri Yüksek Kurulu’nun açıklaması önemli. Nefret çocuklarını çoğaltacak uygulamaları da normalleştirmemeliyiz. Ben bireyin kendi kararını çok önemsiyorum. Ama kararını bilgi sahibi olarak vermesi gerektiğini düşünüyorum. Mesela Avrupa Konseyi Başkanvekili bir arkadaşımız kürtajla ilgili konuşulurken, ‘Biz yasayı çıkardık. Yasayı hazırlayanlardan bir tanesi kürtaja gelen annelere çocuğunun kalp atışını dinlettikten ve bu bir canlı’ dedikten sonra yarısından çoğunun bundan vazgeçtiğini gördük’ dedi. Anlatmak, bilgilendirmek, ona göre de kararı kadına bırakmak gerekiyor. Karı, koca beraber bu sorumluluğu paylaştırmak gerekiyor. Kadının üzerindeki baskıyı azaltmak gerekiyor. Ama bilgilendirme sonrası vereceği karar kendi kararıdır, ona da saygı duymak gerekir. “Engelliyi anlamayı daha yeni öğreniyoruz” - Engellilerle ilgili düzenleme 3 yıl ertelendi, kafalar karıştı. Belediyeler ne zaman hareket geçecek, 3 yıl erteleme fazla değil mi? Yasayı 7 yıl önce çıkardık ve 70- 80 yıldır yapılmayanın çok hızlı yapılmaya başladığı bir süreç başladı. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde engellinin yasası yoktu. Rehabilitasyon, eğitim, sağlık gibi sorun alanlarını hızlı bir şekilde çözmeye çalışan bir hukuki, güçlü temel oluştu. Sahada bunu çözmeye çalışıyorsun ve bir taraftan da, ‘Engellinin yaşamını kolaylaştır. Yerel yönetimler kaldırımlarını engellilere uygun hale getirsin. Eski binalar revize edilsin. Bir ‘fark etme’ süreci gerekiyor. Çok hızlı bu süreci yaşadık. Şu anda engellenin mali olarak birçok sorunu çözüldü. Herkes sistem içine girdi. Sağlık hizmetlerinden yararlanıyorlar. İstihdamla ilgili gelişmeler oldu. Kendi kendimizi test ettiğimiz önemli bir sınavdan geçtik. 60 bin engellemiz 2 ay önce sınava girdi. Sistemi değiştirdik. - Nasıl bir değişiklik yapıldı? Her engelli kendi durumunda olanlarla sınava girdi. Görme, işitme, zihinsel ve bedensel engelli ayrıldı. Çünkü ciddi bir haksız rekabet yaşanıyordu. Farklı engel grupları gelip aynı sınava girdiği zaman, en iyi durumundaki bedensel engelli hızlı bir şekilde yapıp çıkıyor ve yüksek puan alıyordu. ÖYSM önceki gün yerleştirmeyi açıkladı. Toplam 7 bin 700 civarında engellimizin Ramazan ayı içinde yerleşmesini sağlıyoruz. Yok sayılan engelli, artık ailesine bakar duruma geldi. Tam adaptasyon için dışarı çıkması, alışveriş yapması, sinemaya gitmesi lazım. Şu anda şehirlerimizin yerel yöneticilerinin buna hızlı bir şekilde adapte olması gerekiyor. - Şehirlere nasıl yansıyacağını herkes merak ediyor? Göreve başladıktan hemen sonra Türkiye haritasını çıkardık. Ancak bakın maalesef akademik dünyada bile bu alanda yetişmiş insan gücü sorunumuz var. İhtiyaç duyulmamış, mesele öne çıkmamış. Yerel yönetimlerde bu konuda ihtisaslaşan mimarlarımız kendini yetiştirmeye başladı. YÖK’le bir protokol imzaladık ve temel eğitime alınması sağladık. Bütün şehirlerimizin engellinin ulaşabileceği hale dönüşmesi lazım. Davos’ta bir meydana baktım. Ne iniş var ne çıkış var, dümdüz. Çok şaşırdım. Neresi kaldırım, yol nerede başlıyor? Hepsinde işaretler var. Ülkelerin kalkınmışlık seviyesi, kaldırım seviyesiyle alakalıymış. Kaldırım yüksekliği aşağı düştükçe, kalkınma oranı belli olurmuş. Buralar bizim hedefimiz. Türkiye genelinde yerel yöneticileri eğittik. TSE ile standartlarımızı oluşturduk. Ama 7 yıllık zaman geçti. 7 Temmuz’da engellilerle bütün kurumlar mahkemelik olacaktı. Çatışmayla iş üretemeyiz. Biz 3 yıl da uzatmadık. 7 yılı 8 yıla çıkardık, bir yıl uzattık. Geriye kalan iki yılda her ilde bir üst kurul oluşacak. İki konfederasyon başkanı içinde olacak. Çevre, Ulaştırma Bakanlığı bu işle alakalı tüm bakanlıkların yetkilileri, akademisyenler ve STK’lardan oluşan bir denetim mekanizması kurduk. STK’lar kurulun içinde ve ceza verecek. Bu o kadar önemli ki. - Engelliler Cumhurbaşkanlığına da çağrı yaptı galiba... Biz engellinin yanında taraf olduğumuzu söylüyoruz ama amacımız üzüm yemek. Çatışmayla nasıl yapacağız? Yerel yöneticileri bu işe inandırarak çözeceğiz. İl Başkanları toplantısında Başbakanımız, ‘Bir yıl içinde bu işi bitirin. Ben gittiğim yerde şehirlere o gözle bakacağım’ dedi. Bundan daha büyük bir irade olabilir mi? Ben genel müdürlüğe, ‘1 yıl falan beklemeyin kurulları hemen oluşturun’ dedim. Biz birlikte yaşama kültürünü, engelliyi anlama ve empati yapma kültürünü yeni öğreniyoruz. Bu bir anda olacak bir şey değil. Şahin’in kadın şahinleri: Bakan Fatma Şahin’in yakın çalışma arkadaşlarının büyük bölümü kadınlardan oluşuyor. Bakan Danışmanı Ayşe Keşir ve Basın Danışmanı Sevim Taşdelen, Şahin’in yoğun trafiği nedeniyle haftanın neredeyse dört gününü ailelerinden uzak geçiriyorlar.

DERNEK ADINA ARSA SATIN ALINMIŞ, ENGELLİLER İÇİN EĞİTİM TESİSİ PROJE ÇALIŞMALARI BAŞLAMIŞTIR.

ENGELLİ VE AİLELERİNE YÖNELİK SOSYAL, KÜLTÜREL, EĞİTİM, SPOR, SANAT VE YARDIMLAŞMA KAPSAMINDA ÇALIŞAN KURULUŞUMUZUN, DAHA ETKİN VE VERİMLİ OLABİLMESİ İÇİN SPONSORLUKLAR, AİDATLAR VE BAĞIŞLARA AYRICA GIDA YARDIMLARI, TEKERLEKLİ SANDALYE VE AKÜLÜ ARAÇLAR GİBİ ÇEŞİTLİ MEDİKAL MALZEMELERE İHTİYAÇ DUYULMAKTADIR.

BAĞIŞ YAPMAK İSTEYEN VATANDAŞLARIMIZ DİLEDİKLERİ ZAMAN, GÖNÜL RIZALARI İLE BAĞIŞLARINI YAPABİLMELİDİR. İSTİSMARCILARA LÜTFEN FIRSAT VERMEYİNİZ. EV VE İŞ YERLERİ GEZİLEREK , ÇEŞİTLİ ÜRÜN SATIŞLARI, TİYATRO BİLETLERİ, TELEFONLARLA ARAYIP YA DA KAPINIZA GELİP, DERNEKLER VEYA ENGELLİLER ADINA PARA İSTEYENLERE KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ!

TÜRKİYE İŞ BANKASI  ETİMESGUT ŞUBESİ HESAP ADI: TÜM ENGELLİLER VE AİLELERİ YARDIMLAŞMA DERNEĞİ (TÜRK LİRASI bağış hesap no: 4263- 0115856) (IBAN TL TR33 0006 4000 0014 2630 1158 56 )

VAKIFLAR BANKASI  ETİMESGUT ŞUBESİ HESAP ADI: TÜM ENGELLİLER VE AİLELERİ YARDIMLAŞMA DERNEĞİ (TÜRK LİRASI bağış hesap no: IBAN (TR 870001500158007304832375)

TÜRKİYE İŞ BANKASI  ETİMESGUT ŞUBESİ HESAP ADI: TÜM ENGELLİLER VE AİLELERİ YARDIMLAŞMA DERNEĞİ (EURO bağış hesap no: 4263- 26989) (IBAN EURO TR12 0006 4000 0024 2630 0269 89)

TÜRKİYE İŞ BANKASI ETİMESGUT ŞUBESİ HESAP ADI: TÜM ENGELLİLER VE AİLELERİ YARDIMLAŞMA DERNEĞİ (USD bağış hesap no: 4263-0026975) (IBAN USD TR02 0006 4000 0024 2630 0269 75)